23 Eylül 2007 Pazar

RUM MEMET






Bir tanıdığımın yoğun israrıyla okuduğum kitap Ferhan ŞENSOY'un rum memet kitabı. Ön yargılı bir şekilde okumaya başlamıştım. Sonrasında belkide saygı duymalıyım ve mantıklı bir şekilde adamın düşüncelerine katılmasamda en azından tam olarak bu adam ne yazıyor diye önyargısız okumaya başladım.Ferhan Şensoy tiyatrocu kimliği ile olayları en iyi ayrıntısına kadar yazmıştı. Sanki tiyatro sahnesi gibi okumuyosunuzda seyrediyosunuz. kitabı bitirdim ama önyargılarım veya duyduğum düşünceler değişmedi. Bence yazı yazmak yani yazar olmak bir sanattır ve sanatı kötüye kullanmak ne kadar doğrudur bilmiyorum. Denemelerden oluşan bu kitabın içinde hep küfür var. bunu söylediğimde bir eleştiri olarak herkes ee zaten normal hayattta küfür etmiyoruz diye bir yaklaşım geldi. Yine bence doğru değil çünkü ben normal hayatta küfür etmiyorum benim çevremdeki insanlarda etmiyor.Değerli arkadaşlarım okuduğum bir çok kitap için tavsiyede bulunabilirim ama bu kitap için aynı düşünceleri barınmıyorum. Biz neden kitap okuruz birşeyler öğrenmek, belki eğlenmek, belkide bir çok nedeni vardır ama ben bu kitabı okudukatan sonra niye okudum dedim. Neyse size iyi okumalar. düşüncelerimi paylaşmak istedim
sağlıcakla kalın

10 Eylül 2007 Pazartesi

GÜLE KAVUŞMANIZ DİLEĞİYLE

Kitabın Adı : Gülü Arayan Adam
Yazar : Yavuz BAHADIROĞLU

Fatma babasına ait çiftlikte bazı engellerle birlikte dünyaya gelmişti… Sağ elinde yalnızca baş parmak vardı. Sol kolu dirsekten sonra oluşmamıştı. Sol bacağı hiç yoktu, sağ bacağında ise uyluk kemiği bulunmuyordu. Ve boyu yalnızca bir metre otuz beş santimetre idi.
Hiçbirini dert etmedi.çözümsüz engeller gibi görmedi. Anne, babasının da teşvikiyle yüreğini jeneratöre dönüştürmeyi başardı. Hiç kimsenin yardımı olmadan hayatını devam ettirme kararlılığı içinde bedensel eksikliklerini kabullendi. Bir yandan onları aşmaya çalışırken, bir yandan da onlarla birlikte mutlu olmayı öğrendi.
Doğuştan kendinde var olan engellere değil, var olan engelleri aşmaya odaklanmıştı.
Eksiklerini düşünmüyor, eksiklerine rağmen yapmak istediklerini yapmayı düşünüyordu. Yürekli ve kararlı bir çocuktu.
Öyle olmak zorundaydı: başka türlü hayatla baş edemezdi.
Altı yaşında yüzmeyi, onüç yaşında at binmeyi öğrendi. Bunun için sadece özel bir eğerle atını eğitmeye ihtiyacı olmuştu. Atıyla özel bir iletişim yöntemi geliştirmiş, müthiş bir birliktelik kurmuştu.
Ayaklarını kullanamadığından atını koşturmak istediğinde kulağını ısırıyor,sağa-sola gitmek istediğinde atına beden hareketleriyle bildiriyordu: vücudunu hafifçe sağa eğmesi sağa gideceğini, sola eğmesi sola gideceğini gösteriyordu.
Yörede her yıl yapılan at yarışlarına katıldı. Akıllara durgunluk veren bir kararlılıkla çalıştı, çabaladı ve onca sağlam genç arasından ikinci gelmeyi başardı.
Herkes ‘sakat kız’ın beceri ve başarılarını hayret ve takdirle seyrediyordu.
Bir taraftan da okuyordu, Fatma. Liseyi, bir sürü sapa sağlam öğrencinin arasından sıyrılarak bitirdi: Üçüncü gelmişti…
Onun sevinçten ağladığını zannedenler, bir süre sonra ağlamasının nedenini ondan öğrendiler: Meğer birinci gelemediği için ağlıyordu…
Bu derece karalı, tutarlı ve inançlıydı. Kendine ziyadesiyle güveniyordu.
Çünkü bir şekilde içindeki enerjiyi keşfetmişti. Bir süre sonra içindeki enerjiyi jenaratöre dönüştürmüş, bu yüzden kimseye muhtaç olmadan başarıdan başarıya koşmuştu.
Sonunda avukat oldu…
Fakat ne mesleğini yapabildi, ne herhangi bir memuriyete girebildi, ne herhangi bir işten ekmeğini çıkarabildi…
Çünkü Fatma’nın BAŞI ÖRTÜLÜYDÜ… Hayatın üstesinden gelmiş, ama anlamsız bir yasağın üstesinden gelememişti…

Yavuz Bahadıroğlunun birçok yazısını ve kitabını okudum belkide endikkatimi çeken yazısı bu oldu. İnsanların bazı çerçeve içinde sıkışıp kalması ne kadar acı. En acısıda sizi o çerçevede sıkışmanıza birileri zorluyorsa. Hayatla bile başa çıkan bir çok fatma var. Nelerle savaşıyorlar ama çok önemsiz bir denklemde kalıp hayatlarına pranga vuran insanlar nasıl bunları ödücekler bilemiyorum.... Bilmem de gerekmiyor neyse iyi okumalar.....:)..

8 Eylül 2007 Cumartesi

KİŞİSEL GELİŞİM DE 7. VİTES

MERHABA ARKADAŞLAR........
Uzun bir süreden sonra tekrar herkese merhabalar. Evet en sonunda yazılarıma devam ediyorum. okuduğum bir kitabı sizinle paylaşmak istiyorum.. Şuan aranızda çok şükür en sonunda yazdı diyenler vardır. duydum sesinizi.
Okuduğum kitap üstadımızın Melih ARAT'ın yazdığı ve düşün taşının zevkle okuduğu bir kitap. 7. VİTES bende tüm cümlelerine katılarak okuduğum bir kitap herkese tavsiye ediyorum.
Kitapda en çok hoşuma giden kişisel gelişimde belirli bir çerçevede tıkılı kalmadan gelişiminiz için herşeyden sıyrılarak kendi başarınızı elde etmede çalışmanızı sağlıyor.
Ben daha fazla anlatmak istemiyorum. okumanızı tavsiye ediyorum.

Sağlıcakla