Bir Deliyle Evlenir misiniz?
Vazoda iki karanfil. Biri beyaz biri kırmızı…’neden böle’ diye sordum.’ikimiz’ -hangisi sen?
—Renkler önemli değil, ikisi de karanfil. Biz de, ikimiz de insan.
Diye yazıyordu arkasında. Genelde öle yapmaz mıyız? Ya satın alacağımızın ya da okumak için arkadaşımızdan aldığımız kitapların, ya adına, ön kapağına bakarız yada arka kapağı okur ona göre yorumlar ve okuruz. Çok sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesi ile okudum. Aslında okumadım sanki yalayıp yuttum derler ya aynen öyle oldu. Şu sıralar benzer şekilde romanlar okuyorum. Ne hikmetse. mevlam güzellikler nasip etsin.Garip değilmidir olması gereken, müslümanlığı normal olamsı gerektiği gibi yaşayanlara deli denen bir kitap ve bir toplum. Hekimoğlu İsmail güzel ve akıcı bir yazısıyla karşılaştım. farklı açıdan bakmak gerekir hayata. Eeee bir soru size bir deliyle evlenirmisiniz?
28 Aralık 2007 Cuma
GERÇEK HAYATLAR
SİYAH ZAMBAK VE MERVE
Hz. Musa siyah köle Berhi adına Allah’tan yağmur istemişti. Onun kıssasında varid olmuştur ki, Cenabı Hak, Musa (a.s)’a:
—Muhakkak Berh benim en güzel bir kulumdur. Ancak onda bir kusur vardır.’ diye buyurmuştur.
Hz. Musa:
—Yarabbi Onun kusuru nedir? diye sorunca Cenabı Hak buyurmuş:
—Seherlerde esen nesim rüzgârı onun hoşuna gider, o rüzgara gönül kaptırır. Hâlbuki Beni seven, hiç bir şeye gönül kaptırmamalıdır.
Gülümsedi ‘yarabbi bahar rüzgârlarının, misk ve anber kokulu elma çiçeklerinin de çıkardım kalbimden. Sana sevgimse uçsuz bucaksız.
Bu sıralar roman okumam artı.Buda bir genç kızın İslamiyeti tamamıyla seçmesi çevresine ışık saçmasını anlatan bir kitap. Kitap fuarına gezerken dikkatimi çekmişti. Dikkatimi çeken yanı ise kitabın ismi içinde Merve olmasıydı. Aslında kitabın asıl kızının ismi Esra Allah herkese Esra gibi olmayı nasip etsin.
Hz. Musa siyah köle Berhi adına Allah’tan yağmur istemişti. Onun kıssasında varid olmuştur ki, Cenabı Hak, Musa (a.s)’a:
—Muhakkak Berh benim en güzel bir kulumdur. Ancak onda bir kusur vardır.’ diye buyurmuştur.
Hz. Musa:
—Yarabbi Onun kusuru nedir? diye sorunca Cenabı Hak buyurmuş:
—Seherlerde esen nesim rüzgârı onun hoşuna gider, o rüzgara gönül kaptırır. Hâlbuki Beni seven, hiç bir şeye gönül kaptırmamalıdır.
Gülümsedi ‘yarabbi bahar rüzgârlarının, misk ve anber kokulu elma çiçeklerinin de çıkardım kalbimden. Sana sevgimse uçsuz bucaksız.
Bu sıralar roman okumam artı.Buda bir genç kızın İslamiyeti tamamıyla seçmesi çevresine ışık saçmasını anlatan bir kitap. Kitap fuarına gezerken dikkatimi çekmişti. Dikkatimi çeken yanı ise kitabın ismi içinde Merve olmasıydı. Aslında kitabın asıl kızının ismi Esra Allah herkese Esra gibi olmayı nasip etsin.
AŞK... ?

Can Ateşinde Kanatlar
Daha öncesinde düşün taşın kulübümüzle birlikte her zamanki yaptığımız aktivitelerden biriydi. Reşat Nuri Güntekin sahnesinde izlediğimiz ve en çok etkilendiğimiz tiyatro Can Ateşinde Kanatlar Mevlana Aşkın en güzelini anlatmıştı. Açıkçası öyle bir seyre dalmıştık ki ama sözler biz garip insanların anlayacağı aslında hissedip de Turgay Nar gibi dile getiremediğimiz aşkı öyle güzel dillendirmişti ki hayran kalmamak elimizde değildi. Daha sonrasında kütüphanemi karıştırırken gördüğüm bir kitap beni çok şaşırmıştı. Turgay Nar’ın izlediğimiz tiyatrosunun kitabı. O kadar çok mutlu olmuştum hemen okumaya başladım. Sizlere de en azından tiyatrosuna ya da kitabını okumanızı tavsiye ederim. Eğer kalbinizde Allah aşkı yoksa diğer aşklar zaten yalandır. Mevlana bulmuştu Şems-i Tebrizi de gerçek aşkı.
Daha öncesinde düşün taşın kulübümüzle birlikte her zamanki yaptığımız aktivitelerden biriydi. Reşat Nuri Güntekin sahnesinde izlediğimiz ve en çok etkilendiğimiz tiyatro Can Ateşinde Kanatlar Mevlana Aşkın en güzelini anlatmıştı. Açıkçası öyle bir seyre dalmıştık ki ama sözler biz garip insanların anlayacağı aslında hissedip de Turgay Nar gibi dile getiremediğimiz aşkı öyle güzel dillendirmişti ki hayran kalmamak elimizde değildi. Daha sonrasında kütüphanemi karıştırırken gördüğüm bir kitap beni çok şaşırmıştı. Turgay Nar’ın izlediğimiz tiyatrosunun kitabı. O kadar çok mutlu olmuştum hemen okumaya başladım. Sizlere de en azından tiyatrosuna ya da kitabını okumanızı tavsiye ederim. Eğer kalbinizde Allah aşkı yoksa diğer aşklar zaten yalandır. Mevlana bulmuştu Şems-i Tebrizi de gerçek aşkı.
Etiketler:
can ateşinde kanatlar,
mevlana,
turgay nar
13 Aralık 2007 Perşembe
AHİR ZAMAN GÜLÜŞLERİ

BİR DE AHİR ZAMAN GÜLÜŞLERİ VAR.
Fatma Karabıyık Barbarasoğlunun okuduğum kitapları arasından ilk kitabı. Ahir zaman gülüşleri. Hayatta birçok çeşit insan bulunmakta. Hep merak etmişim. Işıkları yanan evlerin içinde neler olmakta. Sanki tek hayat kendimin ve çevremdeki insanların olduğunu zannederim. Bir arkadaşımı bıraktıktan sonra sanki onun hayatı yokmuş gibi sanki diğer insanların hayatı nasıl devam eder bilmiyorum hep merak etmişim. Işıkları yanan evler var dedim ya neler yaşıyorlar ki o evlerin penceresinden gelen ışıkların olduğu evlerdeki insanlar. Biraz karmaşık düşünceler ama işte böle şeyler düşünürken bu kitap elime geçti. Aslında bu kitabı almam için ısrarda bulunan düşünceler kitabın kapağını ve ismini çok beğenmiş ilgilerini çekmişti.
Fatma Karabıyık Barbarasoğlunun okuduğum kitapları arasından ilk kitabı. Ahir zaman gülüşleri. Hayatta birçok çeşit insan bulunmakta. Hep merak etmişim. Işıkları yanan evlerin içinde neler olmakta. Sanki tek hayat kendimin ve çevremdeki insanların olduğunu zannederim. Bir arkadaşımı bıraktıktan sonra sanki onun hayatı yokmuş gibi sanki diğer insanların hayatı nasıl devam eder bilmiyorum hep merak etmişim. Işıkları yanan evler var dedim ya neler yaşıyorlar ki o evlerin penceresinden gelen ışıkların olduğu evlerdeki insanlar. Biraz karmaşık düşünceler ama işte böle şeyler düşünürken bu kitap elime geçti. Aslında bu kitabı almam için ısrarda bulunan düşünceler kitabın kapağını ve ismini çok beğenmiş ilgilerini çekmişti.
Huzur veren bir kitap kapağı ve ilgi çeken ahir zaman gülüşleri adlı kitap. Evet, benim o pencerelerinde ışık yanan evlerin içinde neler yaşandığını merak ettiğim düşüncelerime biraz aydınlık veren ışığı bu kitap da buldum. Küçük küçük öykülerden oluşan ve birçok hayattaki uç insanların da olduğu bir kitaptı. Beğenerek arada bazı yerleri anlamayıp geri dönüp tekrar okuduğum satırlardan oluşan bir kitap. En çok beğendiğim ve hoşuma giden şeyde, yazarın uzun uzun cümleler kurması ve bazı şeyleri farklı bakış açısından bakarak bana ‘evet bende tam böyle düşünmüştüm’ dedirten cümleler var kitabın içinde.
2 Aralık 2007 Pazar
SÖZÜN BİTTİĞİ YER...

SÖZÜN BİTTİĞİ YER…
Bazen cümleler yetmez, belki de o olayların karşısında, çekilen acıların sonunda söylenecek söz yoktur. Kimse yazmamıştır. Ya da söylememiştir. Sözün bittiği yer neresiydi belki de yaşayınca anlaşılırdı. Hani boğazınız düğümlenir o an o kadar çok şey söylemek istersiniz ama nerde o sözler diye bakınırken hayatta hiç gelmez o sözler dudaklara. Belki de gelmesi gerekmiyordu. O an sadece gözler konuşmalıydı ve konuşurken gözyaşlarına hükmedercesine konuşmalıydı.
Bu cümleler nasıl oluştu bilemem ama en son izlediğim SÖZÜN BİTTİĞİ YER… Bir Türk filmi. Bir babanın oğluyla olan sevgisini anlatıyor. Aslında eski Türk filmlerine benziyor. Anne uzaklara gitmiş baba oğluna hem anne hem babalık yapmış. O mutlu olsun diye hayatla hep savaş içinde olmuş. Sonrasın da oğlu lösemi hastası olup ameliyat için paraya ihtiyacı olunca anne devreye geçip zengin sevgilisinin yardımıyla para bulunuyor. Her şey güzel değil mi ama o sonlar var mı filmlerin sonunda bulunan acı ağlamaklı sonlar. Ben o sonları sevmiyorum. Çünkü o sonlar o acıyı sanki bana seyirciye nakşediyor. Sanki ben o babanın yerinde oğlum ellerimden alınıyor ama ben son sözü bile söyleyemiyorum. Sözüm bitiyor gözyaşları başlıyor. Ne acıdır ki o son sözler hiç söylenemiyor. Tavsiye ederim izlemenizi…
Bazen cümleler yetmez, belki de o olayların karşısında, çekilen acıların sonunda söylenecek söz yoktur. Kimse yazmamıştır. Ya da söylememiştir. Sözün bittiği yer neresiydi belki de yaşayınca anlaşılırdı. Hani boğazınız düğümlenir o an o kadar çok şey söylemek istersiniz ama nerde o sözler diye bakınırken hayatta hiç gelmez o sözler dudaklara. Belki de gelmesi gerekmiyordu. O an sadece gözler konuşmalıydı ve konuşurken gözyaşlarına hükmedercesine konuşmalıydı.
Bu cümleler nasıl oluştu bilemem ama en son izlediğim SÖZÜN BİTTİĞİ YER… Bir Türk filmi. Bir babanın oğluyla olan sevgisini anlatıyor. Aslında eski Türk filmlerine benziyor. Anne uzaklara gitmiş baba oğluna hem anne hem babalık yapmış. O mutlu olsun diye hayatla hep savaş içinde olmuş. Sonrasın da oğlu lösemi hastası olup ameliyat için paraya ihtiyacı olunca anne devreye geçip zengin sevgilisinin yardımıyla para bulunuyor. Her şey güzel değil mi ama o sonlar var mı filmlerin sonunda bulunan acı ağlamaklı sonlar. Ben o sonları sevmiyorum. Çünkü o sonlar o acıyı sanki bana seyirciye nakşediyor. Sanki ben o babanın yerinde oğlum ellerimden alınıyor ama ben son sözü bile söyleyemiyorum. Sözüm bitiyor gözyaşları başlıyor. Ne acıdır ki o son sözler hiç söylenemiyor. Tavsiye ederim izlemenizi…
27 Kasım 2007 Salı
BİZ OSMANLIYIZ
MAKSAT, KALPLER KIBLEYE DÖNÜK OLSUN. CEPHELER DEĞİL.
Eski Türklerin bir dini hayatları vardı, dini hayatları olduğu içinde çok şeyleri vardı; yeni Türklerin de dini hayatları olduğunda çok şeyler, olacak…
Fetihten sonra Bizans imparatorların sarayını gezen padişah, bir ara mahzene iner. Mahzende iniltiler duyunca ne olduğunu anlamak ister. Kapıları bir bir yoklar. Nihayet küçük bit taş odada zayıf, yaşlı bir papazla karşılaşıp sorar:
‘Bu ne haldir, sizi niye hapsettiler?’
Papaz cevap verir:
‘Şefketlü Padişah, arz edeyim. Muhasara başlayınca İmparator Konstantin Dragezes bendenizi huzuruna çağırdı. Şehrin Osmanlılar tarafından alınıp alınmayacağını sordu. Şimdiye kadar okuduklarıma, öğrendiklerime ve Bizans’ta yaşanılanlara dayanarak bu kuşatmanın son olduğunu, şehrin elimizden çıkacağını ifade ettim. Çok kızdı. Beni hem dövdürdü hem de buraya attırdı. O günden beri zindan da yaşamaktayım.’
Fatih bir an düşündükten sonra sorar:
‘ Peki, BU ŞEHRİ İSTANBUL GÜN OLUR BİZİM DE ELİMİZDEN ÇIKAR MI?’
‘ Vakta ki içinizde fesat arta, insanınız kendi menfaatine ram ola, emvalini (malını) yabancılara satanlar çoğala ve yabancıdan medet umanlar ziyade ola, şehir sizden dahi çıka…’
Fatih oracıkta diz çöküp ellerini açar:
‘ Ya RAB! Dilerim böyleleri kahrına ve gazabına uğrasın!’
İşte buydu tüm sebep. Yavuz Bahadıroğlu’nun Biz Osmanlıyız adlı kitabında okuduğum ve beni etkileyen satırları. Aslında o zaman ki kazanılan zafer ve o şanlı padişahtan önce beni etkileyen bu olayın çok uzak olmaması. Ne kadar da şimdiki insanlarımızı anlatmış. Papazın anlattıkları hiç de uzak değil gibi. Düşündüm bir an Bizans’ın yaptığı gafletlerde bizde mi bulunuyoruz? Onlar başkalarını örnek almak ve zevk, sefa için de yaşarken kaybetmişlerdi. Şimdi biz ne Fatihe yakışır bir toplumuz ne de bu İstanbul’u hak edecek davranışlardayız. Ya bizimde elimizden çıkarsa İstanbul. Ya kaybedersek. Bence çok oldu kaybedeli. Bence biz değiştik ki bu şehr-i yar olan İstanbul çoktan elimizden çıktı.
Hem bu kitaptan ders aldım ve hüzünlere boğuldum hem de hayatımda ders olacak sözlerle karşılaştım. Bunlardan bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Fatihin hocası ak şemseddün yani ak hocanın söylediği bir söz vardı:
‘Şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, sana teslim olurlar. Çok çalışır, çok dua eder ve çok istersen Allah’ın rahmeti tecelli eder, rahmet tecelli ettiğinde nice olmazlar tahakkuk eder.’
Evet çokgüzel bir kitap tüm arkadaşlarıma okumalarını istediğim bir kitap. Herkesin örnek alması gereken bir padişahın torunuyuz. BİZ OSMANLIYIZ
Eski Türklerin bir dini hayatları vardı, dini hayatları olduğu içinde çok şeyleri vardı; yeni Türklerin de dini hayatları olduğunda çok şeyler, olacak…
Fetihten sonra Bizans imparatorların sarayını gezen padişah, bir ara mahzene iner. Mahzende iniltiler duyunca ne olduğunu anlamak ister. Kapıları bir bir yoklar. Nihayet küçük bit taş odada zayıf, yaşlı bir papazla karşılaşıp sorar:
‘Bu ne haldir, sizi niye hapsettiler?’
Papaz cevap verir:
‘Şefketlü Padişah, arz edeyim. Muhasara başlayınca İmparator Konstantin Dragezes bendenizi huzuruna çağırdı. Şehrin Osmanlılar tarafından alınıp alınmayacağını sordu. Şimdiye kadar okuduklarıma, öğrendiklerime ve Bizans’ta yaşanılanlara dayanarak bu kuşatmanın son olduğunu, şehrin elimizden çıkacağını ifade ettim. Çok kızdı. Beni hem dövdürdü hem de buraya attırdı. O günden beri zindan da yaşamaktayım.’
Fatih bir an düşündükten sonra sorar:
‘ Peki, BU ŞEHRİ İSTANBUL GÜN OLUR BİZİM DE ELİMİZDEN ÇIKAR MI?’
‘ Vakta ki içinizde fesat arta, insanınız kendi menfaatine ram ola, emvalini (malını) yabancılara satanlar çoğala ve yabancıdan medet umanlar ziyade ola, şehir sizden dahi çıka…’
Fatih oracıkta diz çöküp ellerini açar:
‘ Ya RAB! Dilerim böyleleri kahrına ve gazabına uğrasın!’
İşte buydu tüm sebep. Yavuz Bahadıroğlu’nun Biz Osmanlıyız adlı kitabında okuduğum ve beni etkileyen satırları. Aslında o zaman ki kazanılan zafer ve o şanlı padişahtan önce beni etkileyen bu olayın çok uzak olmaması. Ne kadar da şimdiki insanlarımızı anlatmış. Papazın anlattıkları hiç de uzak değil gibi. Düşündüm bir an Bizans’ın yaptığı gafletlerde bizde mi bulunuyoruz? Onlar başkalarını örnek almak ve zevk, sefa için de yaşarken kaybetmişlerdi. Şimdi biz ne Fatihe yakışır bir toplumuz ne de bu İstanbul’u hak edecek davranışlardayız. Ya bizimde elimizden çıkarsa İstanbul. Ya kaybedersek. Bence çok oldu kaybedeli. Bence biz değiştik ki bu şehr-i yar olan İstanbul çoktan elimizden çıktı.
Hem bu kitaptan ders aldım ve hüzünlere boğuldum hem de hayatımda ders olacak sözlerle karşılaştım. Bunlardan bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.
Fatihin hocası ak şemseddün yani ak hocanın söylediği bir söz vardı:
‘Şartlara teslim olmazsan şartlar değişir, sana teslim olurlar. Çok çalışır, çok dua eder ve çok istersen Allah’ın rahmeti tecelli eder, rahmet tecelli ettiğinde nice olmazlar tahakkuk eder.’
Evet çokgüzel bir kitap tüm arkadaşlarıma okumalarını istediğim bir kitap. Herkesin örnek alması gereken bir padişahın torunuyuz. BİZ OSMANLIYIZ
29 Ekim 2007 Pazartesi
İNSANLAŞAN SANAYİ
KİTABIN ADI: GÜNLER AKARKEN
YAZARIN ADI: ERSİN N. GÜRDOĞAN
Ersin beyin belkide hayatının küçük bir kısmını anlattığı kitabı günler akarken merakla ve içten samimiyetimle söylüyorum örnek teşkil eden bir kitap. Hayatındaki başarıları vazgeçmeyişi ve arkadaşlarının gerçekten önemli isimlerin yer aldığı bir kitap. O isimler içinde en dikkatimi çeken Sadettin ÖKTEN idi. Belkide kendisini baygem sayesinde tanıdığım içindir.Hem bu klitabını ve öyle güzel yazımı var ki diğer kitaplarınıda okumanız tavsiyesiyle.... Sağlıcakla kalın...
YAZARIN ADI: ERSİN N. GÜRDOĞAN
Ersin beyin belkide hayatının küçük bir kısmını anlattığı kitabı günler akarken merakla ve içten samimiyetimle söylüyorum örnek teşkil eden bir kitap. Hayatındaki başarıları vazgeçmeyişi ve arkadaşlarının gerçekten önemli isimlerin yer aldığı bir kitap. O isimler içinde en dikkatimi çeken Sadettin ÖKTEN idi. Belkide kendisini baygem sayesinde tanıdığım içindir.Hem bu klitabını ve öyle güzel yazımı var ki diğer kitaplarınıda okumanız tavsiyesiyle.... Sağlıcakla kalın...
AŞK LEYLA İLE MECNUN MUDUR?

KİTABIN ADI: KİTAP-I AŞK
YAZARIN ADI: İSAKNEDER PALA
Aşk leyla ilemecnunmuydu yoksa leyla ile mecnun aşkmıydı bilemem ama okuduğum bu kitap belki benim neslimin hiç göremeyeceği bir aşkı anlatıyordu. bir aşk dedim. Aşk birdi, tek idi. Bir arkadaşımın web sitesinde aşk ile ilgili yazıların içinde bir paragraf çok dikkatimi çekti. 'Allaha duyulan aşk yoksa, diğer dünyada geçen aşklarda yalandır, aldatmacadır'. Evet ilahi aşk olmadan sevdiğine duyduğun aşk nedir ki. İskender PALA'nın tüm kitaplarımı bilmem ama bu kitabı çok ağır geldi bana. Anladığım tek şey vardı kitabın içinde oda aşk. Zaten kitap aşkı anlatıyordu. Divan edebiyatından örnek şiirler beyitlerdende yer vermişti. O eski zamanlarda yer alan aşkı şimdi yaşamayı isterdim. İnsanlar sadece sevdiğini zülüfünü gördümü bayılan, kapısında bekleyen, bir bakışı için neler yapan aşıklar vardı. Onlar için aşk sevdiğinin tenine dokunmak, sevdiğinin hep yanında olması değil , sadece sevdiği var olsun, sağ olsun o seven için yeter imiş. İmdiki aşklar karşılıksız duyulmayan o güzel kelimeyi bayalaştıran insanlarda yaşıyo.
Herkese gönlündekinin hayırlısının nasip olması dileğiyle ...
11 Ekim 2007 Perşembe
GİDİYORUM..BELKİDE GİTMEK İSTİYORUM...

BEN HER BAHAR ÂŞIK OLMAM AMA HER BAHAR GİTMEK İSTERİM. GİTTİĞİM OLMADI HİÇ. AMA OLSUN… İSTEMEK DE GÜZEL.
Diyor yazısında Can YÜCEL. Bazen insanların bir yerlere, uzaklara gitmek istediğini ama yoğun iş temposundan kimsenin cesaret edemediğini de belirtiyor.
Bazen istemeyiz mi gidelim buralardan çok uzaklara derdin, üzüntünün olmadığı bir yerlere. Sevgin huzurun olduğu, beklide pembe panjurlu bir eve. Teknolojiden, maillerden o çok sevdiğimiz yanımızdan ayırmadığımız telefonun bile olmadığı yerlere. Bilmem bazen, hatta her sıkıldığımızda isteriz bir yerlere kaçmayı. Yalnız gitmeyi isteriz. Can YÜCEL yazısında de demiş ‘giderken artık sorulmuyor yanında istediğin 3 şey nedir’ diye. Tek başımıza. Ama olmuyor. İş, okul hayatı devam ettirmek gerekiyor. Bunlar içinde zaten en değerli vakitlerimizi harcamıyor muyuz? Daha iyi bir hayat ve daha iyi bir gelecek için. Ama ömrümüzü boş şeylerle dolduruyoruz. İstediğimiz gibi yaşamıcaysak neden bu ömrü boşa harcıyoruz…
Bazen insan gitmeli uzaklara çok uzaklara. Ama giderken arkasından bir çift ağlayan göz ve sallanan el olmadıkça ne anlamı var gitmelerin…
Diyor yazısında Can YÜCEL. Bazen insanların bir yerlere, uzaklara gitmek istediğini ama yoğun iş temposundan kimsenin cesaret edemediğini de belirtiyor.
Bazen istemeyiz mi gidelim buralardan çok uzaklara derdin, üzüntünün olmadığı bir yerlere. Sevgin huzurun olduğu, beklide pembe panjurlu bir eve. Teknolojiden, maillerden o çok sevdiğimiz yanımızdan ayırmadığımız telefonun bile olmadığı yerlere. Bilmem bazen, hatta her sıkıldığımızda isteriz bir yerlere kaçmayı. Yalnız gitmeyi isteriz. Can YÜCEL yazısında de demiş ‘giderken artık sorulmuyor yanında istediğin 3 şey nedir’ diye. Tek başımıza. Ama olmuyor. İş, okul hayatı devam ettirmek gerekiyor. Bunlar içinde zaten en değerli vakitlerimizi harcamıyor muyuz? Daha iyi bir hayat ve daha iyi bir gelecek için. Ama ömrümüzü boş şeylerle dolduruyoruz. İstediğimiz gibi yaşamıcaysak neden bu ömrü boşa harcıyoruz…
Bazen insan gitmeli uzaklara çok uzaklara. Ama giderken arkasından bir çift ağlayan göz ve sallanan el olmadıkça ne anlamı var gitmelerin…
23 Eylül 2007 Pazar
RUM MEMET

Bir tanıdığımın yoğun israrıyla okuduğum kitap Ferhan ŞENSOY'un rum memet kitabı. Ön yargılı bir şekilde okumaya başlamıştım. Sonrasında belkide saygı duymalıyım ve mantıklı bir şekilde adamın düşüncelerine katılmasamda en azından tam olarak bu adam ne yazıyor diye önyargısız okumaya başladım.Ferhan Şensoy tiyatrocu kimliği ile olayları en iyi ayrıntısına kadar yazmıştı. Sanki tiyatro sahnesi gibi okumuyosunuzda seyrediyosunuz. kitabı bitirdim ama önyargılarım veya duyduğum düşünceler değişmedi. Bence yazı yazmak yani yazar olmak bir sanattır ve sanatı kötüye kullanmak ne kadar doğrudur bilmiyorum. Denemelerden oluşan bu kitabın içinde hep küfür var. bunu söylediğimde bir eleştiri olarak herkes ee zaten normal hayattta küfür etmiyoruz diye bir yaklaşım geldi. Yine bence doğru değil çünkü ben normal hayatta küfür etmiyorum benim çevremdeki insanlarda etmiyor.Değerli arkadaşlarım okuduğum bir çok kitap için tavsiyede bulunabilirim ama bu kitap için aynı düşünceleri barınmıyorum. Biz neden kitap okuruz birşeyler öğrenmek, belki eğlenmek, belkide bir çok nedeni vardır ama ben bu kitabı okudukatan sonra niye okudum dedim. Neyse size iyi okumalar. düşüncelerimi paylaşmak istedim
sağlıcakla kalın
sağlıcakla kalın
10 Eylül 2007 Pazartesi
GÜLE KAVUŞMANIZ DİLEĞİYLE
Kitabın Adı : Gülü Arayan Adam
Yazar : Yavuz BAHADIROĞLU
Fatma babasına ait çiftlikte bazı engellerle birlikte dünyaya gelmişti… Sağ elinde yalnızca baş parmak vardı. Sol kolu dirsekten sonra oluşmamıştı. Sol bacağı hiç yoktu, sağ bacağında ise uyluk kemiği bulunmuyordu. Ve boyu yalnızca bir metre otuz beş santimetre idi.
Hiçbirini dert etmedi.çözümsüz engeller gibi görmedi. Anne, babasının da teşvikiyle yüreğini jeneratöre dönüştürmeyi başardı. Hiç kimsenin yardımı olmadan hayatını devam ettirme kararlılığı içinde bedensel eksikliklerini kabullendi. Bir yandan onları aşmaya çalışırken, bir yandan da onlarla birlikte mutlu olmayı öğrendi.
Doğuştan kendinde var olan engellere değil, var olan engelleri aşmaya odaklanmıştı.
Eksiklerini düşünmüyor, eksiklerine rağmen yapmak istediklerini yapmayı düşünüyordu. Yürekli ve kararlı bir çocuktu.
Öyle olmak zorundaydı: başka türlü hayatla baş edemezdi.
Altı yaşında yüzmeyi, onüç yaşında at binmeyi öğrendi. Bunun için sadece özel bir eğerle atını eğitmeye ihtiyacı olmuştu. Atıyla özel bir iletişim yöntemi geliştirmiş, müthiş bir birliktelik kurmuştu.
Ayaklarını kullanamadığından atını koşturmak istediğinde kulağını ısırıyor,sağa-sola gitmek istediğinde atına beden hareketleriyle bildiriyordu: vücudunu hafifçe sağa eğmesi sağa gideceğini, sola eğmesi sola gideceğini gösteriyordu.
Yörede her yıl yapılan at yarışlarına katıldı. Akıllara durgunluk veren bir kararlılıkla çalıştı, çabaladı ve onca sağlam genç arasından ikinci gelmeyi başardı.
Herkes ‘sakat kız’ın beceri ve başarılarını hayret ve takdirle seyrediyordu.
Bir taraftan da okuyordu, Fatma. Liseyi, bir sürü sapa sağlam öğrencinin arasından sıyrılarak bitirdi: Üçüncü gelmişti…
Onun sevinçten ağladığını zannedenler, bir süre sonra ağlamasının nedenini ondan öğrendiler: Meğer birinci gelemediği için ağlıyordu…
Bu derece karalı, tutarlı ve inançlıydı. Kendine ziyadesiyle güveniyordu.
Çünkü bir şekilde içindeki enerjiyi keşfetmişti. Bir süre sonra içindeki enerjiyi jenaratöre dönüştürmüş, bu yüzden kimseye muhtaç olmadan başarıdan başarıya koşmuştu.
Sonunda avukat oldu…
Fakat ne mesleğini yapabildi, ne herhangi bir memuriyete girebildi, ne herhangi bir işten ekmeğini çıkarabildi…
Çünkü Fatma’nın BAŞI ÖRTÜLÜYDÜ… Hayatın üstesinden gelmiş, ama anlamsız bir yasağın üstesinden gelememişti…
Yavuz Bahadıroğlunun birçok yazısını ve kitabını okudum belkide endikkatimi çeken yazısı bu oldu. İnsanların bazı çerçeve içinde sıkışıp kalması ne kadar acı. En acısıda sizi o çerçevede sıkışmanıza birileri zorluyorsa. Hayatla bile başa çıkan bir çok fatma var. Nelerle savaşıyorlar ama çok önemsiz bir denklemde kalıp hayatlarına pranga vuran insanlar nasıl bunları ödücekler bilemiyorum.... Bilmem de gerekmiyor neyse iyi okumalar.....:)..
Yazar : Yavuz BAHADIROĞLU
Fatma babasına ait çiftlikte bazı engellerle birlikte dünyaya gelmişti… Sağ elinde yalnızca baş parmak vardı. Sol kolu dirsekten sonra oluşmamıştı. Sol bacağı hiç yoktu, sağ bacağında ise uyluk kemiği bulunmuyordu. Ve boyu yalnızca bir metre otuz beş santimetre idi.
Hiçbirini dert etmedi.çözümsüz engeller gibi görmedi. Anne, babasının da teşvikiyle yüreğini jeneratöre dönüştürmeyi başardı. Hiç kimsenin yardımı olmadan hayatını devam ettirme kararlılığı içinde bedensel eksikliklerini kabullendi. Bir yandan onları aşmaya çalışırken, bir yandan da onlarla birlikte mutlu olmayı öğrendi.
Doğuştan kendinde var olan engellere değil, var olan engelleri aşmaya odaklanmıştı.
Eksiklerini düşünmüyor, eksiklerine rağmen yapmak istediklerini yapmayı düşünüyordu. Yürekli ve kararlı bir çocuktu.
Öyle olmak zorundaydı: başka türlü hayatla baş edemezdi.
Altı yaşında yüzmeyi, onüç yaşında at binmeyi öğrendi. Bunun için sadece özel bir eğerle atını eğitmeye ihtiyacı olmuştu. Atıyla özel bir iletişim yöntemi geliştirmiş, müthiş bir birliktelik kurmuştu.
Ayaklarını kullanamadığından atını koşturmak istediğinde kulağını ısırıyor,sağa-sola gitmek istediğinde atına beden hareketleriyle bildiriyordu: vücudunu hafifçe sağa eğmesi sağa gideceğini, sola eğmesi sola gideceğini gösteriyordu.
Yörede her yıl yapılan at yarışlarına katıldı. Akıllara durgunluk veren bir kararlılıkla çalıştı, çabaladı ve onca sağlam genç arasından ikinci gelmeyi başardı.
Herkes ‘sakat kız’ın beceri ve başarılarını hayret ve takdirle seyrediyordu.
Bir taraftan da okuyordu, Fatma. Liseyi, bir sürü sapa sağlam öğrencinin arasından sıyrılarak bitirdi: Üçüncü gelmişti…
Onun sevinçten ağladığını zannedenler, bir süre sonra ağlamasının nedenini ondan öğrendiler: Meğer birinci gelemediği için ağlıyordu…
Bu derece karalı, tutarlı ve inançlıydı. Kendine ziyadesiyle güveniyordu.
Çünkü bir şekilde içindeki enerjiyi keşfetmişti. Bir süre sonra içindeki enerjiyi jenaratöre dönüştürmüş, bu yüzden kimseye muhtaç olmadan başarıdan başarıya koşmuştu.
Sonunda avukat oldu…
Fakat ne mesleğini yapabildi, ne herhangi bir memuriyete girebildi, ne herhangi bir işten ekmeğini çıkarabildi…
Çünkü Fatma’nın BAŞI ÖRTÜLÜYDÜ… Hayatın üstesinden gelmiş, ama anlamsız bir yasağın üstesinden gelememişti…
Yavuz Bahadıroğlunun birçok yazısını ve kitabını okudum belkide endikkatimi çeken yazısı bu oldu. İnsanların bazı çerçeve içinde sıkışıp kalması ne kadar acı. En acısıda sizi o çerçevede sıkışmanıza birileri zorluyorsa. Hayatla bile başa çıkan bir çok fatma var. Nelerle savaşıyorlar ama çok önemsiz bir denklemde kalıp hayatlarına pranga vuran insanlar nasıl bunları ödücekler bilemiyorum.... Bilmem de gerekmiyor neyse iyi okumalar.....:)..
8 Eylül 2007 Cumartesi
KİŞİSEL GELİŞİM DE 7. VİTES
MERHABA ARKADAŞLAR........
Uzun bir süreden sonra tekrar herkese merhabalar. Evet en sonunda yazılarıma devam ediyorum. okuduğum bir kitabı sizinle paylaşmak istiyorum.. Şuan aranızda çok şükür en sonunda yazdı diyenler vardır. duydum sesinizi.
Okuduğum kitap üstadımızın Melih ARAT'ın yazdığı ve düşün taşının zevkle okuduğu bir kitap. 7. VİTES bende tüm cümlelerine katılarak okuduğum bir kitap herkese tavsiye ediyorum.
Kitapda en çok hoşuma giden kişisel gelişimde belirli bir çerçevede tıkılı kalmadan gelişiminiz için herşeyden sıyrılarak kendi başarınızı elde etmede çalışmanızı sağlıyor.
Ben daha fazla anlatmak istemiyorum. okumanızı tavsiye ediyorum.
Sağlıcakla
Uzun bir süreden sonra tekrar herkese merhabalar. Evet en sonunda yazılarıma devam ediyorum. okuduğum bir kitabı sizinle paylaşmak istiyorum.. Şuan aranızda çok şükür en sonunda yazdı diyenler vardır. duydum sesinizi.
Okuduğum kitap üstadımızın Melih ARAT'ın yazdığı ve düşün taşının zevkle okuduğu bir kitap. 7. VİTES bende tüm cümlelerine katılarak okuduğum bir kitap herkese tavsiye ediyorum.
Kitapda en çok hoşuma giden kişisel gelişimde belirli bir çerçevede tıkılı kalmadan gelişiminiz için herşeyden sıyrılarak kendi başarınızı elde etmede çalışmanızı sağlıyor.
Ben daha fazla anlatmak istemiyorum. okumanızı tavsiye ediyorum.
Sağlıcakla
1 Temmuz 2007 Pazar
Neden Hep Ben! Niye Biz Değil?
Bir gün, oldukça hasta olan bir adam tekerlikli sandalyeyle cam kenarındaki bir yatakta yatan başka bir hastanın bulunduğu hastane odasına getirilir. İki hasta, arkadaş olduktan sonra cam kenarında yatan hasta saatlerce pencereden dışarısını seyredip yatalak arkadaşına dış dünyanın canlı tasvirini yapar. Bazı günler hastanenin karşısındaki parkta ağaçların ne kadar güzel göründüğünü ve rüzgarda nasıl dans ettiklerini anlatır.Bazı günlerde hastanenin etrafında yürüyen insanların neler yaptıklarını bire bir anlatarak arkadaşını eğlendirir. Ancak zaman geçtikçe yatalak hasta arkadaşının onun anlattığı güzellikleri bizzat kendi görmediğinden dolayı hayal kırıklığı yaşamaya başlar. Gitgide ondan hoşlanmamaya başlar, nihayetinde de ondan nefret etmeye başalar.Bir gece, kötü bir öksürük krizi esnasında cam kenarında yatan hastanın nefesi tıkanır. Diğer hasta düğmeye basıp yardım çağırmak yerine hiç birşey yapmamayı tercih eder. Ertesi sabah camdan dışarıda olanı biteni anlatarak arkadaşını mutlu etmek içn onca çaba göstermiş olan hastanın öldüğü açıklanır ve sedyeyle hastanenin odasından çıkarılır. Diğer hasta vakit kaybetmeden yatağının pencere yanına yerleştirilmesini rica eder ve hemşire bu ricasını kabul eder. Ama adam camdan dışarıya baktığında gördükleri karşısında derinden sarsılır. Pencere tuğla bir duvara bakmaktadır. Eski oda arkadaşı canlandırmaya çalıştığı o inanılmaz manzaraları sadece arkadaşını zor zamanlarında biraz rahatlamak için se-vgisinin bir göstergesi olarak hayal etmiştir. ona çıkarsız bir sevgi sunmuştur.
Okuduğum kitapda böyle küçük bir hikaye vardı. İnanıyorum ki biz bu kadar acımasız bir şekilde bencillik yapmamışızdır. Ama ne olur elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün. Yapmıyormuyuz ben olayım ben birinci olayım ben yaparım ederim. En azından kendime bakıyorum. Niyedir ki bu nefise bu kadar teslim oluyoruz. Artık okadar dikkat ediyorum ki ben demiyeyim diye. Düş-taş'lada aslında biz kavramını kazanıyoruz.Bundan sonra olması gerektiği gibi biz olucak. İsterdimki daha güzel şeyler yazayım. Ama hikaye zaten herşeyin özeti. Ben burdan dışarının hep güzel manzaralı olduğunu anlatan arkadaşlarıma teşekkür ederim.
sağlıcakla kalın
30 Haziran 2007 Cumartesi
ÖNEMLİ OLAN SEVEBİLMEK
TAHİR İLE ZÜHRE
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmakta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil
Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte
yani yürekte....
Mesela bir barikatta döğüşerek
Mesela Kuzey Kutbu'nu keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmak ta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil..
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istersen dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
Yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmak ta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil...
Nazım Hikmet Ran ( 1902 - 1963 )
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmakta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil
Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte
yani yürekte....
Mesela bir barikatta döğüşerek
Mesela Kuzey Kutbu'nu keşfe giderken
Mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmak ta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil..
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istersen dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık
Yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden
Tahir olmak ta ayıp değil
Zühre olmak ta
Hatta sevda yüzünden ölmek te ayıp değil...
Nazım Hikmet Ran ( 1902 - 1963 )
NAZIM HİKMETİN ÇOK SEVDİĞİM BİR ŞİİRİ. ASLINDA HERKESDE BU ŞİİRİ BİLİR. SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTEDİM. KALIN SAĞLICAKLA
29 Haziran 2007 Cuma
DÜŞÜNELİM TAŞINALIM DEDİK VE...
Güzel dostluklar, arkadaşlıklar, güzel ve doğru olan herşeyin bulunduğu yer. Düş-taş da kurucusu onunla beraber güzel 12 yürek(sayı yalnış olabilir.) Ne mutludur ki sizleri tanıdım.
Bence bu kulüp çok başarılı projelere adım atıcak.
Bence bu kulüp iyi insanlarla tanışacak.
Bence bu kulüp hiç ayrılmıcak.
düşünsenize 10 sene sonrada toplantılar yaparız(çoluk çocuk) Ama selim abimiz yaş sınırını 26 koymuş. Neyse iyiki varsınız. sizleri çook seviyorum.
Bi teşekkürde SELİM ABİMİZE. Hepimizin abisi oldu. Yaşı büyük olduğu için değil gönlü büyük olduğu için. Neyse ben yunus gibi edebiyat parçalayamadım. Yeni yazılarımla ben burda olucam. ya siz.
Bence bu kulüp çok başarılı projelere adım atıcak.
Bence bu kulüp iyi insanlarla tanışacak.
Bence bu kulüp hiç ayrılmıcak.
düşünsenize 10 sene sonrada toplantılar yaparız(çoluk çocuk) Ama selim abimiz yaş sınırını 26 koymuş. Neyse iyiki varsınız. sizleri çook seviyorum.
Bi teşekkürde SELİM ABİMİZE. Hepimizin abisi oldu. Yaşı büyük olduğu için değil gönlü büyük olduğu için. Neyse ben yunus gibi edebiyat parçalayamadım. Yeni yazılarımla ben burda olucam. ya siz.
28 Haziran 2007 Perşembe
Büyü Dükkanı 'siz ne istersiniz'

'' Geçmişi hatırlamayanlar onu bir kez daha yaşamak zorunda kalırlar ''
'' Bir insan akıllı davranması için üç yol vardır.;
Birincisi iyi düşünmektir. bu en soylusudur.
İkincisi Taklit etmektir. Bu en kolayıdır.
Üçüncüsü, denemiş olmaktır. Bu en acısıdır.''
'' İnsanlık tarihi, isteklerin korkuya yenik düşmesinin ve garanti arayışlarına feda edilmesinin örnekleriyle doludur. Oysa istek ve korku hep varolmuş garanti ise hiç olmamıştır.
'' Gençliğinde ağaç dikmek ve diktiğin ağaca bakmak seni mutlu edebiliyorsa yaşlılığındada ağacın gölgesinde oturmaktan mutlu olursun''
'' Yeryüzündeki her keşif kaşifinden çok onun tanımadığı ve tanıyamayacağı insanların işine yarar.''
'' Büyük ve güzel kanatlar anvak onları taşıyabilecek bir gövde var ise yarar. Aksi takdirde sırtınızda bir yük olmanın öteisne gidemezler.''
Evet bu güzel, anlamlı ve büyük olayların özeti olan sözler okuduğum Büyü Dükkanı kitabında yer alıyor. ben daha fazla kitabı anlatmıcam çünkü kitabı okumanızı beklerim. ve siz okumadan soruyorum ve sonrasında cevap bekliyorum siz büyü dükkanından ne istersiniz. Bence ve lütfen okuyun ve soruma cevap yollayın. Teşekkürler.
'' Bir insan akıllı davranması için üç yol vardır.;
Birincisi iyi düşünmektir. bu en soylusudur.
İkincisi Taklit etmektir. Bu en kolayıdır.
Üçüncüsü, denemiş olmaktır. Bu en acısıdır.''
'' İnsanlık tarihi, isteklerin korkuya yenik düşmesinin ve garanti arayışlarına feda edilmesinin örnekleriyle doludur. Oysa istek ve korku hep varolmuş garanti ise hiç olmamıştır.
'' Gençliğinde ağaç dikmek ve diktiğin ağaca bakmak seni mutlu edebiliyorsa yaşlılığındada ağacın gölgesinde oturmaktan mutlu olursun''
'' Yeryüzündeki her keşif kaşifinden çok onun tanımadığı ve tanıyamayacağı insanların işine yarar.''
'' Büyük ve güzel kanatlar anvak onları taşıyabilecek bir gövde var ise yarar. Aksi takdirde sırtınızda bir yük olmanın öteisne gidemezler.''
Evet bu güzel, anlamlı ve büyük olayların özeti olan sözler okuduğum Büyü Dükkanı kitabında yer alıyor. ben daha fazla kitabı anlatmıcam çünkü kitabı okumanızı beklerim. ve siz okumadan soruyorum ve sonrasında cevap bekliyorum siz büyü dükkanından ne istersiniz. Bence ve lütfen okuyun ve soruma cevap yollayın. Teşekkürler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)